Artan Konut Arzı

Türkiye geride bıraktığımız yılda ekonomide büyük bir dalgalanma yaşamış ve bu durumun etkisini 2019 yılında da göstereceği ekonominin baş aktörleri tarafından öngörülmektedir. Dünya da artan belirsizlik ve küresel kutuplaşma etkiyi daha da derinleştirmektedir.

Hiç kuşkusuz Türkiye ekonomik büyümede inşaat sektörünün etkisine çok bağımlıdır. Üretkenlik de beton Türkiye’nin vazgeçilmezi ve bankalar için kredi büyümesinin olmazsa olmazıdır. Tabi bilinçsiz yatırım ve hemen hemen her girişimcinin inşaata doğrudan yönelmesinde, ülkenin ekonomi politikalarının çok büyük etkisi olmaktadır. Bu da sermayenin yanlış yapılanmasına , bilinçsiz yatırımcının elindeki sermayesini kaybetmesine ve bu sebeple zincirleme olarak bir çok kişi ve kurumun olumsuz etkilenmesine yol açmaktadır.

2018 yılında artan faizler yatırımcıyı ve alıcıyı büyük oranda etkilemiş, bunun döviz kurlarında ki artışla beraber katlanarak büyümesi bir çok firmanın elinde binlerce gayri menkulün kalmasına neden olmuştur. Devletin 2002 yılında meydana gelen bankacılık krizinde ki gibi bir duruma dönüşen inşaat balonu, devletin konuya geç de olsa tedbirler almasına ve yeni kriterler getirmesine neden olmuştur. Fakat alınan tedbirlere rağmen hala inşaat sektörünün artan emlak balonuna karşın teşvik edilmeye çalışılmasının ne kadar anlamlı olduğu ayrı bir tartışma konusudur.

Türkiye’de yapılan araştırmalara göre 3 milyon adet fazla konutun olduğu tahmin edilmektedir. Bu konutların şu an ki faiz ve kurlardaki belirsizlik ortamında satışa dönmesi çok zor gözükmektedir. Ayrıca devlet desteği ile krizin hane halkına yansıtılan vergilerle giderilmeye çalışılması, ilerleyen dönemde Türkiye’de krizi giderek daha da derinleşmesine ve konut artışı patlamasının gerçekleriyle gün yüzüne çıkmasına neden olabilir.

Türkiye 2017 yılında inşaatta ortalama yüzde 9.6 büyüme göstermiş iken 2018 yılına gelindiğinde ortalama yüzde 0.8 büyüme göstermiştir. Hatta 2018 yılının 3.çeyreğinde yüzde 5.5 negatif yönlü bir daralma göstermiştir. Yıl bazında ise daralmanın bundan çok daha büyük olduğu inşaat sektörünün aktörleri tarafından dile getirilmektedir. Bu dönemde inşaatlarını hızlı bir şekilde tamamlayıp artan maliyetten olumsuz yönde etkilenmek istemeyen inşaatçılar, projelerin hızlı bir şekilde bitmesi için baskı yaptığı ve bunun da artan işçi ölümlerine sebebiyet verdiği çarpıcı bir şekilde ortaya çıkmıştır.